Bu yazımda iPhone OS (iOS) ve Android işletim sistemleri arasında, her iki platforma da oldukça uzun süredir uygulama geliştiren birinin gözüyle kısa bir karşılaştırma yapacağım. Yapacağım karşılaştırma normal kullanıcıları değil, bu işletim sistemlerine uygulama geliştiren ya da geliştirmeyi düşünen insanların işine yarayacak bir karşılaştırma olacak, çünkü işletim sisteminin kendinden çok, yazılım geliştirirken kullanılan araçlar, SDK'lar ve tamamlanmış olan yazılımın store'a çıkarılma süreçlerinden bahsedeceğim.Yazımı okuyunca anlayacağınız üzere, söz konusu yazılım geliştirime olduğunda Android'in iOS'tan daha iyi olduğunu söylediğim az şey var. O yüzden eğer bir Android fanboy'u iseniz bu yazıyı okumayın. Yok eğer değilseniz, ve bu platformlardan herhangi birini öğrenmeye başlamak istiyorsanız o zaman mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Zaten yazılım geliştiren kişilerden fanboy çıkması biraz zor ama ben yine de uyarayım dedim.

ios vs android

Android kullanan cep telefonlarına arayüz tasarlama işini sıfırdan başlayıp XML dosyası hazırlayarak yapmak istemeyenler için basit bir arayüz editörü mevcut. DroidDraw adındaki bu editör Brendan Burns adında (Bu programı yazdıktan sonra Google tarafından işe alınmış) bir şahıs tarafından yazılmış ve bedava dağıtılıyor. Beta aşamasında olduğu için kendisinden çok fazla bir şey beklememek gerekiyor ancak arayüz tasarımı sırasında kullanılan özelliklerin hangilerinin ne işe yaradığını öğrenmek açısından yararlı olabilir çünkü diğer her grafik arayüz editöründe olduğu gibi burada da yaptığınız her değişikliğin sonucunu anında görüyorsunuz.

DroidDraw Logo

Evet Google sonunda bu işe de el attığını, uzun süredir üzerinde çalıştığı programlama dili olan Google Go'nun çalışan bir sürümünü kullanıcılarla paylaşarak resmi olarak duyurmuş oldu.

Google bu dil ile yazılmış programların daha hızlı derlendiğini, daha hızlı çalıştığını, daha güvenli olduğunu iddia ediyor. Python gibi dinamik bir programlama dili ile çalışmanın hızı ile, C++ gibi bir dilin performans ve güvenilirliğini birleştiriyormuş (Vay be iddiaya bak!). Go'nun göze çarpan diğer özellikleri ise şöyle:

  • Açık kaynaklı olması.
  • Garbage collection'a sahip olması. Yani kullanılan bellek alanlarını geri verme derdi yok (Java ve C#'ta olduğu gibi).
  • Çok işlemcili sistemlere yönelik yazılım geliştirmeyi kolaylaştıracak yapılara sahip olması.
  • C++ kadar yüksek performansa sahip olması.
  • Basit olması.

Şu an için Windows üzerinde çalışan bir versiyonu olmayan ve daha emekleme aşamasında olan Google GO'nun ne kadar yaygınlaşacağını zaman gösterecek. Bu yazıda dil hakkında genel bilgi vereceğim. Detaylı bilgileri bu adresten öğrenebilirsiniz.

Önceki yazımda Ubuntu 9.10 Karmic Koala'nın VmWare üzerindeki performansının olması gerekenden daha düşük olduğunu ve bu yavaşlığı normal bir kurulum sonrasında da sürdürüp sürdürmeyeceğini merak ettiğimi söylemiştim. Bugün Ubuntu 9.10'u bilgisayarımdaki Windows XP'nin yanına kurup denedim ve performansın VWare'daki performansa kıyasla bile inanılmaz derecede kötü olduğunu gördüm.

Her tıklayışımda yapması gereken şeyi 1-2 saniye donup bekledikten sonra yerine getiriyordu. Klasörler arasında dolaşmak bile işkence halini almıştı. Terminalden "top" komutu ile çalışan proseslerin listesini açıp bu yavaşlığın sebebinin hangi proses olduğuna baktım ve Xorg prosesinin işletim sisteminde yaptığım her hareket sonrasında işlemcinin %100'e yakın kısmını kullandığını gördüm. Bu da doğal olarak beni Xorg'un kullandığım ATI Radeon X1950 ekran kartımla ilgili ciddi problemleri olduğunu düşünmeye itti.

İnernet üzeride yaptığım araştırma sonucunda sorunun çözümünün Xorg server ile ilgili ayarların bulunduğu xorg.conf dosyasında olduğunu öğrendim. Bu dosyaya gerekli satırları ekledikten sonra Ubuntu en az 9.04 sürümü kadar hızlı çalışmaya başladı. Eğer sizin de ATI Radeon ekran kartınız varsa ve benzer bir problemle karşı karşıyaysanız, bu yazıda söylediğim şeyleri yaparak sorununuzu çözebilirsiniz.

Bilgisayar kullanıcılarının tartışmasız en çok kullandığı Linux dağıtımı olan Ubuntu'nun yeni sürümü çıktı-çıkacak derken sonunda sunuculardaki yerini aldı. Bu şekilde 14 Mayıs 2009 tarihinde çıkan Alpha 1 versiyonuyla birlikte başlayan ve sonrasında çıkan 7 tane sürüm ile devam eden geliştirme serüveni sona ulaşmış oldu. Peki bu sürümde ne gibi yenilikler var?

Koala resmi

Aslına bakarsanız çok fazla yenilik var. Yani yeni bir Ubuntu sürümünün bir öncekinden bu kadar ileride olduğunu çok sık göremeyeceğimizi rahatlıkla söylebilirim. Ancak bu yazdıklarım size Ubuntu 9.10'u kurduğunuzda çok farklı bir manzara ile karşılaşacağınızı düşündürmesin. Çünkü yapılmış olan yığınla yeniliğin büyük çoğunluğu altyapıda. Bir çoğu da Ubuntu'yu geliştirenlerin bayağı uzun bir süre önceden öne sürdükleri "10 saniyede boot edilen, hızlı ve güvenli işletim sistemi" iddiasının gerçekleşmesi için atılmış adımlar. Bu yazımda gerek arayüz, gerekse de altyapıda yapılmış bir çok yenilikten en önemli olanları üzerinde duracağım.

İşletim sistemini deneme amaçlı olarak kullandığımda performansı kötüydü. Bunun sebebinin VmWare içerisinde kullanmış olmam olduğunu tahmin ediyorum. Ancak önceki versiyonlarda böyle bir yavaşlık yoktu. Umarım yakında normal bir kurulum yapıp denediğimde de benzer bir durumla karşılaşmam. Eğer karşılaşırsam burada anlattığım hiçbir özelliğin bir anlamı kalmamış oluyor çünkü.

Eğer bir Windows kullanıcısıysanız, başta oyunlar olmak üzere tam ekran çalışan veya geçici olarak ekran çözünürlüğü ile oynayan herhangi bir programı kapattığınızda, ekran çözünürlüğünüzün olması gereken değerine tekrar ayarlanmadığı ve masaüstünüzdeki ikonların yerlerinin darmadağın olduğu bir duruma mutlaka şahit olmuşsunuzdur. Bu durum eğer benim gibi masaüstünü düzenli tutmaya çalışan biriyseniz oldukça canınızı sıkacaktır. Eğer her seferinde tek tek tüm ikonları eski yerlerine sürüklemekten bıktıysanız, bu yazımda bahsedeceğim Desktop Restore adlı ücretsiz programı kullanabilirsiniz.

1
EKİ
2009
İTÜ Programcı

Yazıma eğer İTÜ'de okuyan bir lisans öğrencisi değilseniz bu yazıyı görmezden gelmeniz gerektiğini söyleyerek başlayayım. Çünkü bu yazı İTÜ'deki lisans öğrencilerinin gayet yakından tanıdığı İTÜ Programcı adlı yazılımım ile ilgili.

Artık sitemi açmış olduğuma göre, 4 yıl önce yazmış olduğum ve o zamandan beri her dönem daha fazla İTÜ öğrencisinin keşfedip kullanmaya başladığı Programcı'yı da İTÜ'nün bana vermiş olduğu kısıtlı web alanında tutmama gerek kalmadı. Bugünden itibaren Programcı'nın resmi sayfası burası. Eski sayfayı biraz değiştirip yüksek lisansım bitene kadar öyle bırakacağım. Zaten yüksek lisansım bittikten sonra o sayfa ben istesem de istemesem de İTÜ Bilgi İşlem Daire Başkanlığı bünyesindeki insanlar tarafından büyük bir zevkle silinecektir.